Spiga

Bugünün öyküsü



İnsan korkuyor gerçekleri yazmaya. Ya da ben korkuyorum demeliyim, korkmayanları gördüm çünkü. Öyle hikayeler okudum ki adam ya da kadın her şeyiyle meydanda. Yani tabi bizim bilmemizi istediği kadarıyla. Ama peki o zaman nasıl yazdıklarının hepsi benim yazabileceklerimden, cesaret edebileceğimden çok daha fazla? Yok iyice düşündüm de, neyi var neyi yoksa mümkün olduğunca meydana sermiş işte. Başka türlü inandıramaz bizi o yazdıklarına.


Örneğin, bugün ev sahibi geldi hanımıyla beraber, neden geldi sonra anlatırım. Dedim ki “Yakında çıkacağım bu evden, bu şehirden taşınıyorum.” Kadın daha lafım bitmeden “Yalnızlıktan di mi?” dedi. Bir şeyler geveledim de, bu kadar yalnız olmak ve bunun bu kadar açık olması acayip koydu yine. Gerçi zırhım iyice kalınlaştı artık bu duruma, hep koyuyor çünkü, uzun zamandır. Çok oldu.


“Siz gittikten sonra bir arkadaşımla buluşup parkta güneşin tadını çıkaracağız, onun için hazırlandım,” dedim. Ikisinin de inanmadığını o sırada fark etmedim hiç, bu konularda yalan söylemekte çok uzmanlaştığımı düşünüyorum çünkü. Onlar gittikten on beş dakika sonra evden çıktım ve arabayla gerçekten de parka gittim.


Ne çok insan birlikte! Tek düşündüğüm bu oldu uzun süre. Çimlerde oturan yüzlerce kişi arasında tek başına olan o kadar az ki. Hatta belki de hiç yoktu, hatırlamıyorum. Yok yok vardı, banklarda oturanlar tektiler hep.


Çok acıktığım için parkta oturmayı boşverip hamburgercinin olduğu meydana doğru yürümeye başladım. O meydanda da yüzlerce insan, evet hem parkta hem de meydanda yüzlerce insan vardı, hepsi konuşuyor, yani hepsi birbiriyle birlikte. Bense hep yalnızım, birileriyle olduğum çok nadir. Çare dilimin ucuna gelen soruyu sormak da değil, sormamak da. Ben “değilim” cevabını verdim kendime.


İstanbul’a son gittiğimde, ilk günün ilk saatlerinin hemen tümünde içinde dolaştığım his ve kardeşime söyleyip durduğum cümle şuydu: “Bu şehirde istesen bile yalnız olamazsın ki, baksana her çeşidinden milyonlarca insan var burada. Üstelik içlerinde masum ve temiz yüzlü olanları da var, yani arkadaş olunabilecek olanları da. Burada yalnız kalmak ayrı bir beceri ister be.”


Sonra buraya gelmeden önce uzun süre İstanbul’da oturduğum geldi aklıma. Lafın gelişi böyle dedim, başından beri beni üzen de oydu zaten. Kardeşim de gerçekçi diyebileceğiniz, bana kalırsa karamsar ve oldukça umutsuz mizahı ile her seferinde değişik bir espri ile hatırlattı bunu bana (Aslında espriler değişik sıralarla yapılan üç beş taneden ibaretti).


İşte benim anlatmaya cesaret edebildiğim en açık yürekli öyküm bu. Çok farklı değildir sanırım diğerlerinin açık yürekli öykülerinden. Bazıları için ise yazılmayacak kadar sıradan bir, öykü bile denemeyecek bir yazı muhtemelen. Ama öykülerin hemen hepsi yalnızlık üzerine değil mi zaten?

0 yorum: