Seksen yaşındaki Clint Eastwood’un yönetmenliğini yaptığı ve başrolünü oynadığı Gran Torino filmi gösterime girdi. Şimdi ismini vermek istemediğim bir eleştirmenin yazısına güvenip, kalkıp filme ilk günden gitmiş bulundum. Elbette kendi değerlendirme eksikliğim de var, ama o başka bir konu. Filmin verdiği ders hakkında ise buradan gayet ve açık bir şekilde bağırıyorum: Clint Eastwood bir yalancıdır! Filmi izleyenleri, gencini yaşlısını, kadınına erkeğini, karşısına kim gelmişse yani, kandırmaya çalışmaktadır. O yüzden pis bir sahtekardan başka bir şey değildir! Artık her ne amacı varsa ben bilemem, ama bu film ile bizim gibi zavallıları kandırmaktan başka hiçbir şey de yapmamaktadır. Eline bunu yaptığı için ne geçiyor, para için mi, şan şöhret için mi bunlara kalkışıyor onu da bilemem, zaten beni de ilgilendirmez. Onun yaşına ve yaşamışlığına bakıp dünyanın onun filminde yansıttığı gibi bir yer olduğunu sananın da, kusura bakmasın ama, temiz bir sopaya muhakkak ve acilen ihtiyacı vardır; bu sebepten kendini sıkı bir dövdürmesi kendi yararına olur (beni dinleyecekse eğer, dinlemez ya). Filmi izlemeyenleri önemsemeyerek, filmin ana konusundan ve verdiği mesajdan burada serbestçe bahsedeceğim. Bilmek istemeyen varsa, gerisini okumasın bir zahmet. Güya, son derece sert, başkalarına karşı duyarsız, empatiden zerre nasibini almamış yaşlı bir amca olan Wally, filmin başında komşuları olan Korelilere gayet kötü davranmaktadır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü Wally bir savaş gazisi, eski bir Ford fabrikası emekçisi ve -bunların sonucu olarak belki de- bir Amerikan milliyetçisidir. Kısacası, Amerika’nın aldığı yeni halden, sadece yabancılardan değil yani, hiç mi hiç hazzetmemektedir. Karısının ölümünden sonra özellikle, ki zaten biz sadece bundan sonrasını görüyoruz gerçi ya, iyice kendini kapatmıştır dış dünyaya karşı. Gelgelelim olaylar gelişir, Koreliler’le bizimki pek bir iyi anlaşır hale gelir vs vs. Buralarını anlatmıyorum, çünkü benim bahsetmek istediğim konu ile ilgili değil. Filmin sonuna doğru ortaya çıkar ki, bizim suratsız Wally’nin herkesten sakladığı bir gizi vardır. Zamanında Kore’de savunmasız haldeki genç bir düşman askerini öldürmüş, bununla ilgili olaylar karşılığında bir askeri nişana layık görülmüştür. Ama hayatı boyunca, bu sahne hiç gözünün önünden gitmemiş ve Wally kendisini bu yüzden hiç affetmemiştir. Filmden bu kadar bahsettiğim yeter, sadece şunu söylemekle yetineyim: Wally kendini filmin sonunda affeder ve affettirir. Ve benim çıldırdığım yer de işte tam burasıdır! Çünkü uzun zamandır adım gibi eminim ki dünya böyle bir yer değil ve çoğu zaman insanlar bir başka insanı öldürdüklerinde vicdan azabı ya da onun yakınına yaklaşan duygular hissetmiyorlar bile. Hatta öldürdüklerinin cesedinin üstüne basıp yürüyüp gidiyorlar ve arkalarına bile bakmıyorlar. Ha, eğer zavallı adam tam ölmemişse, azıcık canı kalmışsa vücudunda işin en zevkli yönü de orası oluyor: O zaman onu bir daha, bir daha, bir daha öldürmekten daha güzel bir şey yok pek tabii. Adım gibi eminim ki dünya böyle işliyor. Ben gelmeden önce de böyle işliyordu, ben gittikten sonra da böyle işleyecek. İnsanların büyük çoğunluğu üstüne basıp ezdikleri için vicdan azabı değil, zafer hisleri duyuyorlar ve duyacaklar. Kendilerini bunu başarmış oldukları için kutluyorlar ve kutlayacaklar. Hatta bir şey daha söyleyeyim, biraz kontrolsüz bir ortamda, bundan neredeyse şehvetle, orgazma yakın bir zevkle bahsediyorlar ve bahsetmeye de devam edecekler. İnsan dediğin varlık genel olarak bu davranış şeklini gösteren bir yaratık oldu ve olacak. Bak Clint Eastwood, yaş olarak benden büyüksün. Sesin de gereğinden yüksek çıkıyor! Ama beni kandıramazsın. İnsanoğlunun kendi içinde öyle hesaplaşmalar yaşadığına falan inandıramazsın. Vicdan sahibi olduğunu kabul ettiremezsin. Ettiremezsin, çünkü ben bile daha çok şey görmemiş olmama rağmen, öldürüldüm ve katilim en küçük bir bakış bile atmadı arkamdan. Hala da azıcık canım kalmışsa eğer şu vücudumda, fırsat versem elinden geleni ardına koymayacak, yüzüme tekmeleri basacak, buna da eminim. O yüzden diyorum ya, git başkasına anlat ne diyeceksen. Hadi yürü git ya!

0 yorum:
Yorum Gönder